” mahvolmuş hayatlar olağandır / bilgeler için de / ahmaklar için de / ancak / o mahvolmuş hayat / bizimki olduğunda / işte o zaman / farkına varırız / intiharların, ayyaşların, hapishane kuşlarının, uyuşturucu müptelaları ve benzerlerinin ”
Mutluluk saçmasapan bir duygu. Acayip dalga geçesim var kendisiyle. Ama dağları taşları delebilecekken bununla uğraşmak istemiyorum açıkçası.
Bir de şu Parkinson hastası ihtiyar bunak yazar döktürmüş yine: ”Taşlarla şişelerle girişilen bir öğrenci mitinginde, <aşkımdan çıldırıyorum> yazılı bir pankartla en öne geçmemek için kendimi zor tutuyordum”
Her yazarın değil ama bunak bir yazarın kafası her zaman güzel.
Ardı ardına sıralanmış, bazen de iç içe geçmiş kabuslardan mutlu uyanabilirdim bir gün. Uyuyup uyandıkça yeni bir kabus ve bambaşka bir mutluluk. Böyle bir şey nasıl olabilirdi?
Asla yapmam,yapamam dediğim inanmadığım şeyleri nasıl olur da yapabilirdim. İnanması güç. Nasıl olur da odalarımdan,sandıklarımdan,duvar diplerimden,kanlı ellerimden kurtulmak isteyebilirdim.
Evet. Bir kitabı anlayabilirdim elbet, sevdiğim bir müzikle yatıp kalkabilirdim günlerce, bir filmi yaşayabilirdim. İnatla ve itinayla değişmeden hem de.
Değişmeden.
Bir gün değiştim. Çok az. Gene iyi.
O kitap, tanrıyı anlatmaya çalışıyormuş meğer. Bense anlayamadığıma üzülüyordum. Yatıp kalktığım o şarkı fahişenin birinden bahsedip, acıyormuş ona. Film de ne güzeldi öyle. Hiçbir şey anlamadım ama yaşadım işte.